![]() | CATERİNG GUİDE-İLAN FİYATLARI Devamı |
| Ülkemiz bu kadar patronu taşımıyor. Devamı | |
| Beypiliç 2011’de 31,5 milyon USD,2012 yılında ise 100 milyon TL’lik yatırım yapacak Devamı | |

Gıda Mühendisliği eğitimi ve gıda mühendisleri
Ya malzeme eksik, ya usta, ya da üretim yapacak sistem yok
Doç.Dr. Ahmet AYAR
Sakarya Üniversitesi
Gıda Mühendisliği Bölümü
Genel Tanım
Gıda Mühendisliği, gıdaların temel bileşenlerini inceleyen, değişik hammaddeleri en uygun teknolojiyi kullanıp işleyerek tüketilebilir ürün haline dönüştüren, bu dönüşüm işleminde değişik prosesleri kullanan, üretilen ürün ve üretimde kullanılan hammadde ve katkıların niteliklerini belirleyen, sağlıklı beslenme ilkelerini ortaya koyan, üretimde güvenliğin esaslarını sağlayan, uygulayan mühendisliğin bir koludur. Gıda mühendisi ise, gıda hammaddelerinin besin değerlerini kaybetmeden, standartlara uygun olarak verimli bir şekilde işlenmesini, korunmasını ve depolanmasını planlayan, uygulamasını yürüten ve yeni sistemleri gıdalara uygulayan kişidir. Yani, Gıda Mühendisliği ve bu mühendisliğin uygulanmasında önemli rol oynayan gıda mühendisleri toplumlar için vazgeçilmezdir. Bu nedenle de teknolojinin var oluşuyla gıdaların işlenmesi ve çeşitlenmesi de süreklilik kazanmıştır.
Tarihçe
Gıda Mühendisliği eğitimi 1933 yılında kurulan Yüksek Ziraat Enstitüsü altında, Ziraat Sanatları Fakültesi adıyla başlamıştır. Nitekim Türkiye’de gıda alanındaki ilk bilimsel araştırmalar bu kuruluşta yürütülmüştür. Yüksek Ziraat Enstitüsü, 1948 yılında Ziraat Fakültesi olmuş, Ziraat Sanatları Fakültesi de Ziraat Teknolojisi bölümüne dönüşmüştür. Yeni bölümde; ziraat sanatları, süt mamulleri, mezbaha mahsulleri gibi kürsüler oluşturulmuştur. Türkiye’de ilk gıda lisans programı, 1954 yılında Ziraat Teknolojisi adı ile bu bölümde başlamıştır. Bölüm; 1972 yılında Gıda ve Fermantasyon Teknolojisi, 1982’de Tarım Ürünleri Teknolojisi, 1989’da Gıda Bilimi ve Teknolojisi adını almıştır.13 Haziran 1991’de yeni bir değişim süreci başlamış ve bölüm, YÖK’ün 13 Mayıs 1994 tarihli kararları ile Gıda Mühendisliği bölümüne dönüşmüştür. Mezunlarına da “Gıda Mühendisi” unvanı verilmeye başlanmıştır.
…
Tarihi süreçten de görüldü gibi gıda ve gıdayla ilgilenen kurum ve kuruluşlar sürekli gelişmekte ve önemi her geçen gün artmaktadır. Günümüz dünyasının en stratejik sektörlerinden biri gıda sektörüdür. Dünya nüfusu sürekli artmakta ve var olan gıda kaynakları bu artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalmaktadır. Tarıma elverişli toprakların azalması, kullanılabilir nitelikteki su kaynaklarının çeşitli çevre kirliliği etkenleri ile tüketilmesi, artan dünya nüfusu ile birlikte değerlendirildiğinde; güvenli ve yeterli gıda üretimi sorununun, gelecekte çok daha yaşamsal ve kritik bir düzeye ulaşması kaçınılmaz görünmektedir. Ülkeler açısından gıdada kendi kendine yeterlilik, sürdürülebilir insani kalkınma ve bağımsızlık açısından en önemli hususlardan biri şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde ve gelecekte gıdayla uğraşan ve ilgilenen kurum ve kişilerin sorumlulukları ve görevleri ve sorumlulukları her gecen gün artmaktadır. Gıda sektörü ticari bir pasta olarak görülmekte, herkes pastadan daha büyük pay almaya çalışmaktadır. Pasta büyüdükçe istihdam alanı genişlemekte ve bu alandan yararlanmak için de rekabet ve mücadele artmaktadır. Herkes bu sektörde kendine fırsat ve imkân oluşturmaya çalışmaktadır. Büyük bir ticaret potansiyeline sahip olan gıda sektörü herkesin iştahını kabarmaktadır.
Bu konuda Türkiye’de de bir paylaşım yarışı ve sorunu yaşanmaya başlamıştır. Gün geçtikçe ciddi büyüme gösteren gıda sektörü hem istihdam noktasında hem de ticari paylaşım noktasında bir rekabet ortamı oluşturmaktadır. Ciddi işsizlik sorununun yaşandığı ülkemizde bu alanda oluşan istihdam imkânı herkesin ilgisini çekmektedir. Bu da bazen haksız uygulamaları ve haksız rekabeti ortaya çıkarmaktadır. Bu konuda da en çok haksızlığa uğrayan Gıda Mühendisleri olmaktadır. Son zamanlarda hem istihdam alanları daraltılmış, hem değişik meslek gruplarının gıda sektöründe istihdamı söz konusu olmuştur. Bu bağlamda gıda mühendislerinin temel sorunlarını iki başlıkta toplamak mümkün olacaktır. Bunlardan birincisi eğitim sorunu, diğeri ise istihdam sorunudur.
Şu anda gıda piyasasında ciddi bir görev ve istihdam kargaşası yaşanmaktadır. Gıda ile ilgili değişik alanlarda Gıda Mühendislerinin yanında 5-10 farklı meslek grubunun da istihdam edilmesi ciddi sorunlar oluşturmaktadır. Şöyle ki, bütün mühendislik bölümlerinde ve diğer pek çok bölümlerde gereğinden fazla öğrenci eğitimi söz konusudur. Bu durum Gıda Mühendisliği bölümleri için de geçerlidir. Bununla da kalınmamakta fırsat buldukça alt yapının uygunluğuna bakılmadan yeni açılan pek çok Üniversiteye Gıda Mühendisliği bölümleri açılmaktadır. Bu da yetmiyormuş gibi 2. öğretime öğrenci alınmaktadır.
Alt yapının yeterli olması, piyasada ihtiyaç duyulması gibi faktörler göz önüne alınarak bu konuda karar verilse, bu sorunların çoğu yaşanmayacaktır. Alt yapı varsa, laboratuarlar ve pilot işletmeler kurulmuşsa ve çevredeki işletmeler mühendise ihtiyaç duyuyorsa tabii ki daha fazla Gıda Mühendisliği açılsın, daha fazla mühendis yetiştirilsin. Ama şu anda böyle bir durum söz konusu değildir. Tam tersine Türkiye’de eğitim veren Gıda Mühendisliği bölümlerinin bir kaçı hariç alt yapıları yeterli eğitim verecek potansiyele sahip değildir. Özetlemek gerekirse Gıda Mühendisliği bölümlerinde yeterli öğretim üyesi yoktur, uygulama yapacak Ar-Ge ve analiz laboratuarları, pilot işletmede uygulamalı üretim imkânları ve istedikleri zaman çalışabilecekleri işletmeler bulunmamaktadır. Alt yapısı yeterli olmayan bölümlerde öğretim üyeleri gerekli çalışma ortamı bulamamakta, yükselmede ciddi sorunlar yaşamakta, yükselmek için mücadele verirken derslerdeki performansı olabildiğince düşük kalmaktadır. Mevcut uygulama ile kendini yetiştirmeye çalışan öğretim üyelerinin yüksek performansta öğrenci yetiştirme şansı kalmamaktadır. O zaman ders performansı bir öğretim üyesinin yükselmesine katkı sağlarsa eğitimin ve elemanın kalitesi de artabilir.
Ancak şöyle bir gerçek de var ki Gıda Mühendisliklerinin ve öğrenci sayılarının sınırlandırılması çözüm olmayacaktır. Tersine çözümsüzlük olacaktır. Yeterli Gıda Mühendisinin bulunmadığı şartlarda diğer meslek grupları daha yoğun bir şekilde gıda sektöründe istihdam edilecektir. Bu durumda yapılması gereken Gıda Mühendisleri için istihdam alanı sınırının tam olarak çizilmesidir.
Bir zamanlar Ziraat Fakülteleri de ülkenin en seçkin fakülteleri arasında yer almaktaydı. Ama yanlış plan ve uygulamalar Ziraat Mühendisliği mesleğinin sonunu hazırlamıştır. Ziraat Fakülteleri ve bu fakültelerde pek çok bölüm açılırken, bu fakültelerden mezun olan mühendislerin akıbetini kimse düşünmedi. Topluma baktığımızda pek çok eğitimli işsiz mevcut, bunlar içerisinde de en büyüğünü Ziraat Mühendisleri oluşturuyor. Türkiye’de genel yapıya baktığımızda tarım bu Ülke için olmazsa olmazlardan ve bu alanda eğitilmiş pek çok eleman var ama icraat yok. Malzeme hazır ama helva yapılamıyor. O zaman ya usta gerçekten hünerli değil ya da malzemeler yeterli değil. Aynı durum bizler için de geçerli mühendis var, işletme var, alan var ama Türkiye’de gıda sektöründe ciddi sorunlar mevcut. Gıda güvenliği yeterli değil, işletmeler hijyen ve kalite yönünden istenen gelişmeleri sağlayamıyor.
Olayın diğer bir yönü ise Üniversiteler ’in gıda bölümleri ile işletmeler arsındaki diyalog ve güven sorunudur. İşletmeler kendilerine göre bir yol tutmuş gidiyor, belli bir pazara sahip olmuş, biraz da olsa para kazanıyorlar. Önlerini çok iyi göremedikleri için ve güvenemedikleri için fazla risk almıyor, yeniliğe ve büyümeye karşı fazla bir eğilimleri bulunmuyor. Burada devletin yenilikçi ve gelişmeye açık işletmelere yeterli desteği vermemesi ve üniversitelerin yetersiz alt yapıları nedeni ile bu işletmecilere güven verememeleri etkili olmaktadır. Gıda mühendisleri, üniversiteler ile işletmeler arasında bir köprü görevi yapmalı, ikili ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunmalıdır. Mühendislerin bunu yapabilmeleri için onlara fırsatlar verilmelidir. İşletmeler kendilerine staj ya da eğitim amaçlı müracaat eden elemanları geri çevirmemeli, onlardan yararlanma yoluna gitmelidir. İşletmelerin eleman tercihi noktasında en iyi seçimi yapabilmeleri için alternatifler ne kadar fazla olursa o kadar sağlıklı ve doğru seçim yapabileceklerini bilmeleri gerekmektedir.
Gıda Mühendisliği bölümlerinin yeterli donanıma ve alt yapıya sahip olması ve işletmecilere örnek teşkil edecek çalışmaları gerçekleştirebilecek güçlerinin bulunması eğitim kalitesini artıracak hem de güvensizliği ortadan kaldıracaktır. Aynı şekilde bu şekilde donanımlı olan bölümlerde yetişen mühendisler de yeterli ve güven verebilecek nitelikte olacaktır. Yine bir örnek vermek gerekirse, Gıda Mühendisliği bölümünden mezun olan bir mühendis proje hazırlamayı bilmiyor, proses tasarımı ve ürün geliştirme hakkında yeterli eğitimi alamıyor ve uygulama yapamıyor. Sadece hazırlamış olduğu bir bitirme çalışması ile mezun oluyor. Kaldı ki, bu şartlarda iyi bir mühendis profili oluşturmak da mümkün değildir. Normal şartlarda bölümden mezun olan bir gıda mühendisinin uygulamaya hazır bir veya birkaç projesinin olması gerekir. Ancak var olan şartlarda bir mühendis adayının bunu başarması mümkün değildir. Çünkü bir mühendis adayı var olan şartlarda gıda ile kolay kolay yüzleşemiyor.
Şöyle ki, ilk iki yıl öğrenciler temel dersleri ve mühendislik temel derslerini alıyor. İki yıl esnasında gıdayla tanışması mümkün olmayan öğrenci, gıdadan uzak bir şekilde yönleniyor. Üçüncü sınıfta bölüm dersleri başlıyor ancak bu yıldan sonrada öğrenciler staj, dil ve ALES ve de KPSS sınavı gibi sınavlara hazırlanmaya başlıyor. Öğrenci dördüncü sınıfa geldiğinde bitirme çalışması ya da mezuniyet tezi alıyor. Bu dönemde de öğrenci konunun belirlenmesi, kaynak çalışması ve yazım çizim derken okul bitmiş oluyor.
Bana göre ne şekilde olursa olsun, en geç ikinci yıl bölüm öğrencilerinin proje hazırlama ve ürün geliştirme konusunda yönlendirilmesi gerekmektedir. Bu şekilde gıda ile ilgili tam bir eğitim almamış olsa bile öğrenci kendi imkânları üniversitenin ve sanayinin imkânlarından yararlanarak kendini geliştirme eğilimi içerisine girmelidir.
Gıda Mühendisliği bölümüne gelen öğrencilerin büyük çoğunluğu idealist değildir, kafalarında gıda ile ilgili düşünceler oluşmadan bölümü tercih etmişlerdir. Bu öğrenciler isteseler de orta öğretimde bu konuda kendilerini yetiştirme ve yönlendirme imkânı bulamamaktadır. Meslek liseleri bu ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktır. Birçok Üniversitede öğrencilerin kendilerini geliştirmeleri için yeterli alt yapıya sahip değildir. Bu konuda üniversiteler arasında çok ciddi fırsat ve alt yapı farklılıkları vardır. Yine bir örnek vermek gerekirse büyük üniversitelerde her öğretim üyesinin bir laboratuarı varken, küçük üniversitelerde bölümlere ait sadece bir laboratuar bulunmaktadır. Bütün bu dengesizliklerin yanında büyük üniversiteler TÜBİTAK gibi bilimsel kurumlardan çok rahat projeler çıkarırken, küçük üniversitelerin önerdiği projeler nedensiz ya da alt yapı yetersizliği gibi çok komik nedenlerle geri çevrilebilmektedir.
Türkiye’de Gıda Mühendisliği uygulamaları denince daha çok laboratuar uygulamaları akla geliyor. Aslında önemli olan Ar-Ge laboratuarları ve Pilot işletmelerin varlığıdır. Çünkü mühendislerin bir analiz metodunu ezberleme zorunluluğu olmamalı, Ar-Ge nin nasıl yapıldığını, bir ürünün nasıl üretildiğini bilmesi çok daha önemlidir. Hiç kimse tanımlanmayan, gözünün önünde canlandıramadığı bir nesne ya da olayla ilgili varsayım ve fikir geliştirme işleminde bulunamaz. Bu nedenle mühendis önce çalışacağı ürünü görmeli, sağını solunu kurcalamalı ve onu sürekli gözlemleyebilmelidir. Teknolojinin gelişme sürecinde bu hep böyle olmuştur. Ürün geliştirmenin yoğun olduğu alan burasıdır. Sıfırdan ürün geliştirme yok denecek kadar azdır.
Ülkemiz çok önemli bir gıda işleme potansiyeline sahiptir. Teknoloji yönünden önemli adımlar atılamamış olsa da, yöresel ürünler yönünden bakıldığında, ülkemizde değerlendirilebilecek önemli bir gıda potansiyeli vardır. Yöresellikten teknolojik üretime geçişin sağlanması, ürünlerimizin uluslararası pazarlara çıkması, Dünyadaki yeniliklerin takibi, algılanması ve işletmelerimiz de uygulanması yine gıda mühendisleri sayesinde olacaktır. Gıdaların kanun ve yönetmeliklere uygun üretilmesi, gıda güvenliğini sağlayarak toplumun yeterli beslenmesini sağlamak da gıda mühendislerinin görevidir. Üretimde kullanılacak hammadde ve katkıların uygun şekilde seçimi ve muhafazası, işlenmesi, taşınması ve sağlıklı bir şekilde tüketiciye ulaşması da gıda mühendisleri sayesinde gerçekleşebilmektedir.
Toplumun hangi alanında olursa olsun gelişme, kalkınma ve hızla yukarılara doğru tırmanma eğitimli insanlarla mümkündür. Eğitimli insansa sadece 4-5 yıl üniversite okuyan kişi demek değildir. Eğitim daha çok gençlerin istedikleri alanlarda, meraklarını ya da ideallerini gerçekleştirmelerini ve sağlam bir kişilik kazanmalarını sağlayan uygulamadır. Bunun da üçayağı vardır. Birincisi eğitimi alacak kişi, ikincisi eğitimi verecek kişi ve üçüncüsü de sistemdir. Bunların her üçünün yeterli olduğu durumda eğitimin de kaliteli olması kaçınılmazdır. Ancak, var olan sistemde bu belirtilen unsurların yeterli olduğunu söylemek zordur. Yani ya malzeme eksik, ya usta, ya da üretim yapacak sistem yok. Bu durumda da helva biraz hayal olsa gerek.
Aslında, bu ülkede malzeme var, önemli olan bu malzemenin işlenmesi, kalitesinin arttırılması ve korunması, uygun ürün için ondan hammadde olarak yararlanılmasıdır.
“Bizi güçlü yapan yediklerimiz değil, hazmettiklerimizdir.
Bizi zengin yapan kazandıklarımız değil, muhafaza ettiklerimizdir.
Bizi bilgili yapan okuduklarımız değil, kafamıza yerleştirdiklerimizdir”
Francis Bacon



